ERDOĞAN 15 Mayıs 2010 tarihinde Atina'da yaptığı basın toplantısında Fener Rum Kilisesi'nin ekümenikliğine ilişkin bir soruya, "Ecdadımızı rahatsız etmemiş, beni de rahatsız etmiyor" sözleri ile dolayısıyla laik bir ülkenin başbakanı olarak ekümenikliği de tanımış oldu!..Buradaki aldatmaca ise ERDOĞAN'ın ecdadımız dediği Osmanlı'nın adı geçen kilisenin ekümenikliğini tanıması ve rahatsız olmaması idi. Herzaman olduğu gibi ERDOĞAN'ın günümüz koşullarında edindiği taraflılığına bir de bilgisizliği eklenince ortaya böylesi talihsiz bir açıklama çıkıyordu.
Atina'da sarf edilen sözlere özetle açıklık getirmek gerekirse; ERDOĞAN'ın sözünü ettiği, bugün de Fener Rum Kilisesi'nin isteği olan ekümenikliğe 325 yılında İznik'te yapılan konsilde karar verildi. Toplantı kararlarına göre, Hristiyanlık dini üzerindeki otorite ve söz sahibi olacak kilisenin havariler tarafından kurulmuş ve kutsanmış olması, "konsilin IV-V-VI ve VII." maddelerinde ayrı ayrı belirtildi. Alınan kararlara uygun olarak da Antakya,İskenderiye ve Roma kiliselerinin ekümenikliği kabul edildi. Fener Rum Kilisesi ise İznik Konsülünün yapıldığı yıllarda ise bugün olduğu gibi sıradan bir Episkoposluktur. Demek ki bilinen Hristiyan tarihinde Fener Rum Kilsesi'nin ekümenik olduğunu doğrulayan bir bilgi bulunmuyor...
ERDOĞAN'IN ECDADI İKİ PATRİK ASTI, AYASOFYA'YI CAMİ YAPTI!.. Avrupa'dan fahri doktora unvanı alan ERDOĞAN ikinci bilgisizliği ise ecdatlarını dahi tanımamasıdır. ERDOĞAN'ın ecdatlarını tanımak için,hoşgörülü ve centilmen tarihçilerin yorumlarını saymazsak, İstanbul'un fethi Fener Rum Kilisesi açısından başlangıcının sonu olmuştur.Patrikhane, İstanbul'da 1453 yılına kadar kullandığı Ayasofya Kilisesine bu fetih ile veda etmiştir. O vedada patrik, İstanbul'u fetih eden ve Annesi Rum Ortodoks olarak bilinen Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet ile Ayasofya'da karşı karşıya kaldı... Hüzünlü birandır, padişah, "sana (patrik'e) ve arkadaşlarına ve bütün halka söylüyorum ki, bugünden itibaren artık ne hayatınız, ne de hürriyetiniz hususunda benim gazabımdan korkmayınız ", der... Ardından Fener Rum Kilisesi Ayasofya'da bir daha AYİN yapamaz!.. Patriklik makamı olarak da, bugünkü Fatih Cami'nin yerinde bulunan Havariyyun Kilisesini tahsis eder...
Fakat ERDOĞAN'ın söylediği gibi,Osmanlı hiçbir zaman patrikhaneye ekümeniklik sıfatı vermek gibi bir işgüzarlık yapmaz. Zaten, Müslüman olan bir sultanın kiliseyi veya Hristiyan bir kişiyi ekümenik sıfatıyla tanımlaması ve bu yetkiye sahiptir demesi ne kadar doğruysa, patrik de o kadar Osmanlı döneminde ekümenik olarak kabul edilmiştir. Eğer, patrikhanenin Osmanlıdaki konumu gerçekten ekümenik olarak yorumlanıyorsa, böylesi dini bir makama ve kutsal bir kavrama da dinen büyük bir saygısızlık yapılmaktadır!..
Osmanlı döneminde, "Osmanlı dinlere çok hoşgörülü davranmış", bugün dahil örnek alınmalıymış gibi günümüzde yapılan yorumlar ise dünya siyaseti için strateji yapanların, Türkiye üzerinden Ortadoğu'ya enjekte ettiği büyük bir yalandır. ERDOĞAN'ın kabul ettiği ekümeniklikten sonra şimdi de ecdatları konusunda üretilen bu yanılgı ve yalanın kısaca neler olduğuna ve bu günün siyasi koşullarını değiştirmek üzere üretilmiş nasıl bir aldatmaca olduğuna bakalım; - Fatih Sultan Mehmet Hristiyanlar için günümüzde dahi prestijini devam ettiren Ayasofya Kilisesi'nde namaz kılıp, bu mabedi camiye dönüştürmüştür. - Fatih Sultan döneminde, 1455 yılında patrikhane olarak tahsis edilen Havariyyun Kilisesi, 1586 yılında, Padişah III. Murat zamanında adı Fatih Cami olarak değiştirilmiştir. - Osmanlı döneminde bazı patrikler siyasetle uğraştıkları için, 1657yılında Padişahı IV Mehmet, Patrik Porthenius III'ü Parmakkapı'da ve II Mahmud'da 1821 yılında Patrik Gregorios V ve bazı Metropolitleri bugünkü kilisenin giriş kapısı önünde astırmışlardır.
Osmanlı da Müslüman olmayanların şahitliği ikincildir. - Özel ve yüksek gümrük vergisi öderlerdi. - Asker, subay ve devlet memuru olmaları yasaktı. - Yeni kilise kuramazlardı. - Kiliselerin onarımları ise izine bağlıydı. - Hristiyan erkek, Müslüman bir kadınla evlenemez ama Müslüman bir erkek Hristiyan bir kadınla evlenebilirdi. - Sakal bırakamazdı. - Giysileri bile ancak kendilerini ifade edebilecek renklerden oluşur ve gösterişli elbise giyemezlerdi. - Evleri taştan, ya da çok katlı olamazdı. - Hristiyan Müslüman olabilir, fakat tam tersi olursa ölümle cezalandırılırdı.
Osmanlı döneminde tüm toplumsal yaşama yayılmış bu adaletsizlikler,19.yy'daki batılılaşma hareketleriyle de sağlanamadı!.. Tüm bu adaletsizlikler ancak Türkiye Cumhuriyeti ile son bulmuştur. Sayın ERDOĞAN'a ekümeniklik ve ecdadı olan Osmanlıya ilişkin öncelikli bilgiler bundan ibarettir. Onun için ERDOĞAN hangi ecdat döneminden bahsediyorsa ve hangisinden rahatsızsa buna açıklık getirmelidir. Benim ecdat tercihim, Cumhuriyeti kuranlardan yanadır ve onlardan hiç rahatsızlık duymuyorum.
Hacı Mehmet Sana /Ankara/23 Mayıs 2010