Dalgalar haşince vuruyor gönlüme, koyu bir hasret dumanı çöktü çehreme. Onun hasretiydi beni çeken Medineye. Şimdi, O Medinenin sinesinde, bense Onun hasretinin esaretinde
Dalgalar haşince vuruyor gönlüme, koyu bir
hasret dumanı çöktü çehreme. O’nun hasretiydi beni çeken Medine’ye. Şimdi, O
Medine’nin sinesinde, bense O’nun hasretinin esaretinde.
Ah!
Medine medeni şehir. Peygamber ile şereflenen nazlı şehir. Bir akşam aldım,
sevinçli haberi, -- Hazırlanın Medine ye, Resulün huzuruna gideceğiz.Bir sevinç, bir coşku benimkisi. Aşk ile şevk
ile hazırlanış. Huzura çıkmanın heyecanı içerisinde.
Sisler, bulut, bulut
yükselirken göğe, küllenen umutlarımın bağrına düştü bir cemre. Şefkatini sundu
bir tebessüm eşliğinde, hasretin pasını sildi o cemre.
Satırlarım büyük bir hasrete demir attı.
Kalemim âleme sığmayan âlemlerin efendisine olan sevgimi birazcık da olsa
yazabilecek mi?
Titreyen ve kirli ellerimden, kendi bulanık
dünyamdan, taşlaşmış kalbimde onu anıyor olmaktan hicap ediyorum. Kendisini
ne kadar övsem de övemeyeceğim kadar övülecek tarafı olduğunu, onu hakkıyla
anlatamadığımı, dilimin acizliğini, anlayışımın kıtlığını tekrar, tekrar beyan
ediyorum. Ona karşı duyduğum özlemimi, kırık dökük kelimelerim ile ifadeye
çalışıyorum. Kelimelerin acizliğinden onun engin şefkatine sığınıyorum.
Fakirliğimle, günahlarımla sana geldim Peygamberim. Sana
sevdalanmak sevdaların en şereflisi, en yücesi. Belki Nabi gibi naatlar
söyleyemedim pak şahsına, belki Fuzuli gibi kasideler okuyamadım gül çehrene,
ama sevdim seni uzaklardan uzakları yakın bilerek. Seni kalbimin en ücra
köşesinde hissederek seni andım efendim, hasret kokan nemli gözlerle her gece.
Sımsıcak çöllerden gönüllere bir esinti…
Geçtiği yerlerden maneviyat rüzgârları estiren bir elçi. Tütsü, tütsü bir
hasret buharlandı gönlümde, hüzün vardı sükûta ermiş benliğimde. O’na olan
sevgimdi gözyaşlarımı dindiren O’na olan hasretimdi buram, buram tüten
Senin gül kokun hala Medine sokaklarında genizleri
yakıyor efendim. Ümmetlerin Mescidinin avlusunda, başka bir âlem-i halde.
Âşıkların Mescidinde kendinden geçiyor. Dünya’da iken seni görmeden günahkâr gözlerim,
bedenim mescidinin cennet bahçesinde, biçare ruhum Ravza’nda sana tazimde.
Karanlık kuyuma sarkıtılan bir iple ruhum uyanışa
geçiyor. Hasretini desen, desen işlediğim o Sevgilinin özlemini katık edip
ruhuma, bir çocuk saflığıyla haykırıyorum sevgimi O’na. Sesim Bilal gibi gür
çıkmasa da, gözyaşım Ebubekir gibi akmasa da yine de haykırıyorum büyük bir
özlemle sana sevgimi efendim.